Reklamı Geç
Ajans YediSekiz 2 Yaşında!
BANNER NO: R3
BANNER NO: R4
Karabük
03 Nisan, 2026, Cuma
  • DOLAR
    44.59
  • EURO
    51.63
  • ALTIN
    6704.8
  • BIST
    13.052
  • BTC
    66565.754$

Laf Olsun Diye Değil, İz Kalsın Diye!

14 Şubat 2026, Cumartesi 18:10
Laf Olsun Diye Değil, İz Kalsın Diye!

Bu Çağda Kirlenmemek, En Radikal Eylemdir!

Biz bu çürüyen dünyayı sevmiyoruz.

İçimiz onu sevecek kadar bozuk değil.

Yozlaşmanın kanıksandığı, gücün erdemi ezdiği, zorbalığın sıradan bir iletişim diline dönüştüğü bu çağda bu dünyayı sevmemek zayıflık değildir. 

Bu düzene benzemeyi reddeden bir usun bilinçli, uyanık, ısrarcı tavrıdır.

Ama asıl tehlike zorbalığın varlığı değil.

Asıl tehlike, ona alışan insanların çoğalmasıdır.

Bir şehir sabaha karşı bombalanır. Duvarlar çöker, sirenler susmaz, bir çocuğun ayakkabısı enkazın kenarında tek başına kalır.

Kameralar yetişir; dumanın içinden taşınan küçük bedenler birkaç saniyeliğine ekranlara düşer. Spiker sesi titrememeye çalışarak “gerilim tırmanıyor” der. Biz başımızı sallarız. Bir an üzülür, sonra hayatımıza döneriz.

O gün ölen sadece çocuklar değildir; o görüntüyü izleyip hiçbir şey değişmemiş gibi devam edenlerin içinden de bir parça eksilir.

Savaş uzak bir coğrafyada patlamaz sadece; alışkanlığın başladığı yerde de patlar. Ve her “yapacak bir şey yok” cümlesi, düşen bir bombanın sessiz yankısıdır.

Kirlenme böyle başlar.

Büyük suçlarla değil, küçük susuşlarla. 

Önce alışırız, sonra normal deriz. 

Sonunda kötülük düzen olur; biz de o düzenin sessiz taşıyıcısı.

Çığlık atıyorlar, biz susuyoruz — ve o sessizlik, en gür haykırışa dönüşüyor. Biri eziliyor, "öyle işte" diyoruz — sanki "öyle işte" demek, kaybedilen savaşın mağrur barış elçisiymiş gibi. 

Linç dalgası yükseliyor, kenara çekiliyoruz — ama kenarda durmak da bir tercih, en kirli tercih bazen.

Ve her seferinde içimizden bir şey gidiyor. Fark etmeden. Yavaş yavaş. Tıpkı güneşin altında eriyen bir buz kütlesi gibi — bitmeden önce en çok parlarken yok olur.

Kötülük sıradanlaştığında artık kötülük gibi görünmez. Sadece "hayatın gerçeği" olur. Peki ya hayatın gerçeği, gerçeğin ölümüyse?

İnsan kendi hakikatini dayatılanı kabullenerek değil, yozlaşmaya direnerek korur.

Çünkü bazen en büyük cesaret, herkesin aktığı o karanlık nehre set vurmaktır. Yüzmeyi bilmek değil, o kirli akıntının parçası olmayı reddetmektir asıl marifet.

Kalabalıklar bağırırken susmak bir çeşit konuşmaktır. 

Linç anında geri çekilmek, eller kanda olmasa da ellerin kana bulaşmasıdır.

Bunlar küçük tercihler değil. Bunlar kim olduğumuzu belirleyen, bizi yavaşça öldüren ya da yavaşça dirilten anlardır.

Kirlenmek kolaydır.

Alkış getirir. Yükseltir. Rahatlatır. 

"Gerçekçi" olduğunun kanıtı sayılır. Bu çağda en tehlikeli şey temiz ellerin kirli görünmesi, kirli ellerin ise parlaması değil midir?

Kirlenmemek ise bedel ister: yalnızlık, dışlanma, "fazla duyarlı" ya da "naif" damgası. 

Bu çağda temiz kalmak, neredeyse bir ayıp sayılıyor. Temizlik artık bir erdem değil, bir acemilik belgesi.


Ama yine de.

Şair Hasan Hüseyin'in dediği gibi:
 "Artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz."


Zira en güçlü isyan bazen bir haykırış değil, bir duruştur. 

Ve yenilgiye rağmen temiz kalmak; belki de tek gerçek zaferdir.

Çünkü bazı yenilgiler, kazanılanların en şereflisidir.

O yüzden diyoruz ki;

"Bu çağda kirlenmemek, belki de yapılabilecek en radikal eylemdir."

Unutmayın;

“Temiz kalmak hâlâ mümkün!

Hoşça kalın...

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum

BANNER NO: R5